BODRUM YARIMADA REHBERİ

Muğla Bodrum Tatil Gezi Turizm Rehberi

Bardakçı |  Konacık |  Karaincir |  Bağla |  Akyarlar |  Kadıkalesi |  Yalıkavak |  Gündoğan |  Göltürkbükü |  Torba |  Güvercinlik |  İçmeler |  Mazı

Bodrum

Oteller | Butik Otel | Apart Oteller | Pansiyon | Araç Kiralama | Gece Hayatı | Gezilecek Yerler | Dalış | Emlak | Tarihi Yerler | Yeme İçme | Harita

Uluslararası ve Türkiye Turizminin Tatil ve Eğlence Merkezi Bodrum

Günümüzde bazı eğlence mekanlarındaki türlü çılgınlıklarla ekranlara yansıyan, beş yıldızlı, 'rahat' tatil köylerinin, çokluğuyla da gazetelerin tatil rehberlerine taşınan Bodrumu bir kez daha 'yeniden' anlatmak zor aslında. Çünkü birçok insan Bodrumu sadece Türkiye turizminin başkenti, uluslararası bir tatil cenneti ve eğlence merkezi olarak görüyor. Oysa Homeros 'Ebedi mavilikler ülkesi', Halikarnas Balıkçısı ise 'Başka yerde ölüp nur içinde yatılacağına, burada nur içinde yaşanır' der Bodrum için.
Belki de bu farklılığın nedeni değişen eğlence ve tatil anlayışının iki farklı Bodrum yaratmasıdır: Eski ve yeni Bodrum. 1960'lara kadar Türkiye'nin 'bilinmeyen' şehirleri içinde yer alan, geçimini süngercilik ve mandalinacılıkla sağlayan, suları bin bir çeşit balıkla yalazlanan, nüfusunun azlığından dolayı yabancı çehrelerin hemen dikkatleri çektiği kendi halinde küçük bir yerleşim yeriydi Bodrum.

60'lı yılların önemi ise, içinde Sabahattin Eyüboğlu, Şadi Çalık, Melih Cevdet gibi değerli isimlerin yer aldığı bir grup entelektüelin ve sanatçının düzenledikleri 'mavi yolculuk'larla Bodrumu keşfetmesinde saklı. Oysa bu insanlar kasabaya geldiklerinde Bodrumun zaten kendine ait bir kült yazan vardı; hepimizin bildigi Cevat Şakir Kabaağaçlı ya da takma adıyla Halikarnas Balıkçısı. Ancak onun Bodruma geliş nedeni bir keşif yolculugu değil, 'talihsiz' bir olaydır. 1925 yılında yazılarının siyasi içeriği nedeniyle cezalandırılmak üzere Bodruma sürgüne yollanır.

Fakat Bodrum onun için bir sürgün yeri olmaktan çıkıp hiç; ayrılmak istemediği bir yuvaya dönüşür zamanla. Kemiklerinin toprakla bütünleşeceği yerin de Bodrum olmasını vasiyet eden Halikarnas Balıkçısı bakın Bodrumun beyaz boyalı evlerini nasıl anlatıyor:

"Eskiden evler savaş ve savunma için yüksek yamaçlara kondurulurdu. Bunlara ev değil kule denirdi. Ama deniz özlemiyle maviye imrenişten ötürü, yerlerinde duramayarak çam kokan nalınlarıyla tıngır mıngır yokuş aşağıya seğirtmişler. İki koyun gıcır gıcır çakılları boyunca dizilmişler. Arkada kalanlar ayak uçlarına kalkarak öndeki kız kardeşlerinin omuzları üzerinden denize bakakalmişlar.

Kimi cesur evler denize dalıp kayık olmuşlar. Ve dalgalar üzerinde oynaya güle karadaki pısırık kız kardeşleriyle alay etmişler. İşte bundan dolayı kayıklarla evlerin bir de mandalina bahçelerinin sıkı fıkı bir akrabalığı vardır. Denizde gidip gelmekten usanan kayıklar ya ev ya da mandalina bahçesi olurlar.

Bodrumda sükunet peşinde, kentlerden gelip mandalina bahçelerinin gölgesine yerleşen de var, başkalarına eziyet gibi gelen bir müziğe eşlik eden o tanıdık izdihamın ortasında kendini iyi hissenden de... Egenin masmavi sularına açılıp uçsuz buçaksız sema altında doğayı ve kendini dinlemek isteyen de burada, konforlu yatlarda darbukalarıyla hayatın tadını çıkarmak isteyenler de...

Bodrumun ve koylarının bu 'tatil hengamesi'ne girmesiyle 'mavi yolculuk'lann da çehresi değişir. Ilk defa 60'lı yıllarda düzenlenen mavi yolculukların amacı genç aydınların tarih, coğrafya ve edebiyat coşkusuyla yurt gezilerin çikmalarıdır. Bu gezilere katılan ve anılarını 'Mavi Yolculuk' adlı kitabında aktaran yazar Azra Erhat mavi yolculugun anlamını bir 'mavi yolcuyu' tarif ederek şöyle anlatıyor: Mavi yolcu olmak ne demektir, diye sorarsanız, bu bir bilinç, işidir, derim.

Bu bilinç, insana bir ayrıcalık, bir üstünlük duygusu verir. Ama mavi yolcuyu çevresinden ayırmaz; tam tersine bir çeşit sağtöre aşılayarak, bu ülküyü başkalarına da benimsetme hevesini verir. Bir mavi yolcu için en büyük başarı kendisi bir mavi yolculuk düzenleyebilmek ve arkadaşlarına bir mavi gezi serüveni yaşatmaktır.
Ahşap Teknesi mavi yolculuk teknesi Reklam Alanı
Günümüzde mavi yolcuların değişmesiyle Mavi Yolculuklar da kimlik değiştirdi. Ve bu yeni yolcular kendilerine özgü bir mavi yolculuk anlayışı yarattılar. Eğer siz de bir gün Bodrumdan mavi yolculuğa çikmaya karar verirseniz, bunu komple bir tekne kiralayarak ya da sadece bir kabin kiralayarak yapabilirsiniz.

Tekne kiraladığınızda yiyecek ve içecek malzemelerini kendiniz satın alıyorsunuz. Tabii anlaştığınız kaptan, ne kadar malzeme alacağınız konusunda size yardim ediyor. Yemekleri kaptan ve miço pişiriyor.

Uzunca bir geziye çıkmak istemiyorsanız günübirlik geziler de var. Dolmuş, usulü çalışan bu teknelerde öğlen yemeği geziye dahil. Çevre koylarda ara sıra yüzme molaları verilerek akşam üzeri geri donülüyor. Günübirlik gezilerin tek dezavantajı demirlenen her yerde kaynamış mısır ve her çeşit dondurma satan kücük ve hızlı botların sizi kuşatması.

Bunun dışında kısa da olsa serin sularıyla koylann tadını çıkarmak bambaşka bir sağlık aşılıyor insana. Biz de bu yeni dünya içinde belki biraz da eski mavi yolculara özenerek çıktık yola. Ancak bizim mavi yolculuğumuz da tıpkı diğerleri gibi bize has oldu; sadece Bodrum Yarımadası'nı kapsayan bir mavi yolculuk. İlk durağımız da Bodrumun batısında bulunan Gümbet. Adını sayısız beyaz kubbeli yağmur sarnıçlarından alan Gümbet, yarımadanın en ünlü koylarından biri.

Bodrumdayken denize girilebilecek en yakın yer olan Gümbet 600 metrelik iri taneli kum plajı ile her türlü deniz sporunu yapabileceğiniz bir koy. Eskiden inlerin ve cinlerin top koşturduğu bu sahiller Bodrumun yıldızının parlamasıyla Bodruma sığamayan insanlann sıgınma yeri olmuş. Kimileri Gümbet için "Bodrumun yatak odası" dese de, bize gorünen Gümbet bir küçük Bodrumdu.

Ekmek arası dönerden, çin mutfağına kadar bir çok damağa hitap eden sayısız Lokantası, Kafesi, eğlence yeriyle en az Bodrum kadar popüler olan Gümbeti asıl değerli kılan ise gerçek bir Bodrum aşığı olan Halikarnas Balıkçısının mezarınin burada bulunuyor olması. Yolumuza batıyı doğru devam ettiğımızde bu sefer bizi sade bir güzellikle Bitez karşılaşıyor. Bodruma 4 km. uzaklıkta olan Bitez Bodruma hem çok yakın hem de duruşuyla Bodrumun çok dışında.

Bitezde dikkatimizi çeken ilk şey betonlaşmadan, çevre kirliliğinden ve karmaşık yaşamın bir getirisi olan düzensizlikten hiç nasibini almamış olması. Köy meydanından taş evlerin ararlarından içeri kıvrılan bir sürü patika var. Patikalardaki ağaçların dalları birbirine o kadar yakin ki, sanırsınız geçerken kasten bunu yapıyorlar.
Bardakçi Bodrum Antik Tiyatro
Bir zamanlar ağaçlardaki meyvelerin toplana toplana yüründügü, yol boyunca toprağa gömülü testilerden buz gibi suların içildigi ve sonunda denize ulaşılan bu doğal geçitlere 'irme' deniyormuş. Hal böyle olunca hızla akıp giden bir yolculuğun içinden sıyrılıp hafiften esen bir meltem eşliğinde manzarayı seyriendam etmek farz oluyor. 'Güzel' bir resim gibiydi izlediğimiz manzaraydı.

Azra Erhat ne kadar 'güzel' söylemişti: 'Doğanın özenerek yarattığı ülkeler, bölgeler vardır. Oralara güzel deriz. Ama güzellik kavramı insana göre değişir. Mavi yolculuğumuz sırasında Kıran Dağları'nin dikine inen, koca çamlann yalın kayada tutunmak için pençe salarak tırmandıkları yamaçlarını kıyı kıyı izlerken, 'Ne güzel!' diye bağrışırdık.' Bizse sustuk. Ufukta dağlardan başka hicbir yükselti yok.

Fırtınalı havalarda sığınılacak bir liman misali bizi kuytusuna sakladı sanki Bitez. Bu alı konmaya itiraz etmeden sessizliği paylaştık onunla. Ta ki, yola çıkmak için ayaklandığımızda çakıl taşları kaçışımızı ele verene dek. Bitez'de denizden yeteri kadar nasibimizi alınca yolumuzu bu sefer biraz iç kesimlere, bize en yakın olan Ortakente çeviriyoruz. Buraya gelmeden önce Ortakentin üç şeyini duymuştuk.

Kumsalındaki zambaklar, tepesindeki yel değirmenleri ve ılık rüzgarla ciğerlere dolan üzüm kokuları. Gerçekten de Ortakente yaklaştığımızda bizi once mis gibi bir üzüm kokusu ardından da Don Kişot'un devlerini aratmayan yel değirmenleri karşılıyor. Ne var ki, değirmenler uzun süredir sahipsiz.

Bizans döneminde Başrahip Episkopis'in diktiği misket üzumlerinin kokusu bizim kadar Muhteşem Süleymanı da etkilemiş, olacak ki bir zamanlar buraya 'Misgibi' adını vermiş. 1961'e kadar da Müskebi denilen Ortakent, sonralan Bodrum - Turgutreis karayolunun tam ortasında olduğu için son ismini almış.

Güzel kokulu misket üzümleri de bugün bağarası olarak biliniyor. Ortakentin köyü bölgenin en yeşillik yerleri arasında. Oyle ki evlerin bahçelerinden sokağa doğru akan bir yeşil seli etrafı kaplıyor. Köyün apak evlerinin aralarına serpilmiş gibi duran XVII. yüzyıldan kalma savunma kuleleri ise köye mistik bir atmosfer sağlıyor. Bitez'den Ortakent'e gelirken yerlilerin Çekek dedikleri bir limana uğruyorum.

Burası kışın teknelerin çekildiği ve bakımlarının yapıldığı bir liman. Koyun küçük Bofor Kahvesi ise demli bir çay içip deniz insanlarının sohbetlerine kulak misafiri olunacak denli keyifli bir yer. Ortakent'ten burnumuz mis gibi üzüm kokularıyla ayrılırken en az burası kadar şirin bir olduğunu duyduğumuz bir yere Gümüşlük'e dogru yola koyuluyoruz.

Yolculuğumuzun bitiş noktası olan Gümüşluk yakamozu, rüzgarı ve günbatımı adına baş tacı edilmeye değer bir yer. Yarımadanın diğer ziyaretçilerine nazaran buraya gelenler gezmeyi daha çok bilenler ve sanatçılar, aydınlar ve muzisyenlerdir. Bölgenin SİT alanı olması güzelliğini korumasındaki en büyük etken kuşkusuz.

Bakirliğini kaybetmemiş, bir güzelliğe sahip olması da insanların içindeki yaşam coşkusunu ve yaratma isteğini kolaylıkla dışa vurmasını sağlıyor. Öyle ki, bugün Gümüşlük diye bilinen, MÖ IV. Yüzyılda Halikarnassos Kralı Mausolos'un kurduğu Mindos şehri, antik yazarların sıkça sözünü ettiği kentlerden biridir.
bodrum plaj Bodrum Otel
Yedi deprem geçiren, istilalardan kendini toparlayamayan, Karya döneminin önemli doğal limanı Mindos kenti sadece adı ve kalıntılarıyla var şimdi. Gümüşlük'ün tam karşısındaki Tavşan Adası da bu eski limanın sular altındaki antik mermer taşlarıyla bağlanıyor. Bileklerinizi biraz geçen bu suyun içinde bu mermer yolda yürürken kendinizi iki dunya arasindaki bir koprüde hissediyorsunuz.

Geçmişle gelecek arasında bir köprü olan şimdiyi yaşamanın benzeri bir şey bu sanki. Çıktığımız bu 'mavi yolculuk' farkında olmadan Bodrum'un içinde bir başka Bodrum yolculuğuna sürükledi bizi. Bunu ancak donüp arkamıza baktığımızda anlıyorum. Meğerse biz Bodrum'un içinde olan, ancak Bodruma belli bir mesafede duran, onun hızlı yaşantısına ayak uydurmaktansa bu hızdan yorulanların sığındıkları mekanları kendimizce keşfetmişiz.

O ilk mavi yolcular gibi gördüklerimiz karşısında yeniden şekillenen bir bakış, açısıyla yola devam etmişiz. Ve kendimize mavi ve yeşilin arasında insanlardan ve sokaklardan uzak olmayan bir Bodrum resmi çizmişiz. Bodrum İstanbul gibi aslında. Her türlü ticari müdahaleye karşı bir şekilde güzel kalmayı başarıyor. Halikarnas Balıkçısı'nın dediği gibi; "Burası engin göklerin memleketidir.

İçten gelen bir türküyü kapıp koyuverin, uzaklaştıkça türkü gökte masmavi olur. Işık burada yalnız karanlığı aydınlatmakla kalmaz, aydınlattığı maddeyi değiştirir ve görülen bir şair rüyasına çevirir. Başka yerlerde ölüp nur içinde yatılacağına burada nur içinde yaşanır.

Gece yıldızlar tek tük görülen mıymıntı şeyler değildir. Yıldız kalabalıklığına engin gece dar gelir. Sanki parıltılarıyla gögü sarsıp gürlerler. Hele ufuktan ay bir görüne koysun evren bir peri masalına döner'. Kaynak : Ulusoy Travel
Firma Rehberi | Turizm Firmaları | Minibüs Kiralama | Günübirlik Turlar | Turgutreis Otelleri | Rent A Car Firmaları | Havalimanı | Pazar Yerleri